Hala Seviyorum,Ama Sıkılıyorum…
“Hâlâ seviyorum ama sıkılıyorum.Garip şey” dedi güzel perçemini eliyle yana iterek…
“Onu seviyorum. Asla ayrılmam ama bir yandan da sıkılmaya başladım! Ne zaman bir araya gelsek, yemeğe çıksak, iki çift laf konuşsak, inanamıyorum yaaa, içimden bir sıkıntı buharı yükseliyor sanki, patlayacak gibi oluyorum!”
“Belki de başka dertlerinin yansımasıdır bu” dedim; “hatta yaklaşan evlilikten, sorumluluklardan filan korkuyorsundur. O korkularını sıkıntıyla perdelemediğinden emin misin?”
Dudaklarını büktü.
Durumu “iyiye yorma” ve biraz daha ”içerden bakma” çabama güldü.
Sonra şöyle karşılık verdi: “Emin olduğum iki şey var: Birincisi, onu seviyorum. İkincisi, onunla birlikteyken gerçekten can sıkıntısından patlıyorum.”
Çocuklar karanlıktan korkarlar, yıldırımdan, sokaktaki daha büyük çocuklardan, havlayıp duran köpeklerden filan korkarlar. Ama can sıkıntıları kendilerine yöneliktir. Kendilerinden, bu koskoca dünyadaki kendi varlıklarından sıkılırlar…
Gençler çocukluğun sorumsuz evreninden yetişkinliğin bitmez tükenmez sorumluluklarına doğru yürüyüşün yorucu, engebeli yolundan sıkılırlar…
Yetişkinlere gelince… Çoğu kez hayatın somut sıkıntılarıyla baş etmeye çalıştıklarından can sıkıntısına vakitleri kalmaz.
Ama sevgililer başkadır.
Bütün sevgililer bir gün mutlaka (sevgililere özgü) sıkıntıyla tanışırlar.
Sevgili olmaktan sıkılmak değildir bu çoğu zaman. Fakat sadece sevgili olunduğunda yaşanabilen bir sıkıntıdır…
Erkekler o sıkıntıyı ya öfkeye dönüştürürler ya da play-station, delice işe bağlanma veya her zamankinden daha fazla futbolla ilgilenme gibi yollar seçerler…
Kadınlar ise canlarının sıkılmaya başladığı gerçeğini ya en yakın arkadaşlarına ya da hatıra defterlerine açıp bir süre idare ederler. ( “Ay biliyor musun, hiç inanmayacağım bir şey oldu; esprilerinden, soru soruş biçiminden, hatta evdeki varlığından bile sıkılmaya başladım. Ne yapacağım ben şimdi?” )
Modern iletişim teknolojisinin “cankurtaran simitleri” de var tabii. Sayısız kadın internet başında “chat” yaparak sıkıntılarını dağıtmaya çalışıyor ve tuhaftır, bundan en son sevgililerinin veya eşlerinin haberi oluyor…
Tanıdığım bir davranışbilimciyle ne zaman bu konuyu konuşsam, der ki; “Ne olursa olsun, bu tür can sıkıntıları ilişkide sevginin yerinin artık ağırlığını yitirdiğini gösterir.”
Ben de her seferinde ona bu tezinin çok iddialı, çok keskin ve hatta gündelik hayattaki sevme biçimlerimizle pek uyumlu olmadığını söylerim.
Ünlü psikanalist Otto Fenichel sıkılan insanı, hatırlamaya çalıştığı bir adı unutan kişilere benzetirmiş…
Hani “Neydi adı ya, dilimin ucunda” hali…
Hani hep dilin ucunda kalır o ad ve bir türlü dile gelmez…
Bence can sıkıntısına kapılmış ilişkiler ve sıkılan sevgililer de öyledir.
Onlar da sanki hep bir şeyi hatırlamaya çalışıp da hatırlayamıyor gibidirler.
Nedir o peki?
Sevgililerin çalışıp çabalayıp yine de bir türlü zihinlerinde canlandıramadıkları şey, sakın ilişkilerinin güzelim başlangıç günleri ve o günlerin heyecanı olmasın?
Evet, evet! Sıkılan sevgili, o güzel başlangıç günlerini ve o günlerdeki kendi halini umarsızca geri çağıran kişidir.
Haşmet Babaoğlu

Eylül 14th, 2007 at 01:09
bu siteyi bulmam tamamen tesadüf.bi arkadaşımın tahmin edersin ki kim onun melankoliklği yüzünden burdayım.biraz daha olsun onu anlayabilmek için.ama bn ikimizi birden anlayan birini buldum.acaba …gerçektende sıkıntı mı yaşadığı onun yadaa hayatın içinde zamn kavramını yitirip yaşam dedği şeyi bayağlaşitırdı mı gözünde ya da en ufacık bir şey gözüne batar mı oldu…kim bilebilir o da bilmio bnde bilmiyorum ya sen bilio musun?sabah oluyo nerdeyse…bn hala düşünüyorum.bnmde günlüğüm var onunda oyunları ve sırada artan maçları.tek fark bn hala onu yazıyo onu karalıyorum o ise kendine yeni bi dünya kuruyo.bnle tıka basa olanın aksine.şimdi sadece bn tekdüzeliğin ardına gizliyim.24 saat oldu bizim için sadce 24 sanye.belki de daha az.abartmıyorum.of da ne of…ha bide dilimn ucunda bişe wardı ona dair ama…
Ekim 27th, 2007 at 19:19
1.Seven bir insan nasıl sıkılabilir ki..!Sıkılmaz çünkü onun yanın da mutludr.İnsan sıkılcaksa zaten onun yanın da olmaz ki..!Hatta sıkıldıgı zaman onun yanına gider… yani kısaca ben Haşmet Babaoğlu’na katılmıyorum. Ve diyorum ki hala seviyorum VE sıkılmıyorum
Kasım 14th, 2007 at 23:02
Aslolan sevgi ise sıkmamalı ve sıkılmamalı insan…
Sevmeli sadece, koşulsuzca sevmeli…
Ocak 8th, 2008 at 14:15
rapte şarkı sözü olarak kullanmak için melankolik yazarsanız sevınırım
Şubat 25th, 2008 at 08:33
zaman zaman hatta çoğu zaman ben de yaşıorum bu durumu.. onu çok sevdiğimi düşünüorum ama nedendir bilinmez sıkıntıların çaresizliğin içinde buluyorum kendimi.düşünüorum bu kadar sevgi ve sıkıntı neden birarada? sevgimden mi şüphe etmeliyim ya da kendimden mi?
Temmuz 8th, 2008 at 13:19
Tam olaraq okumadım ama .. Sadece 1. parağrafı herşeydi phen’im için !

Tüm yaşandımı kawrayan 1şey. Anladım ki phen’i anlatan şey buydu. Yazı:yazmaqdı. kendimi yazarken rahad hissediorum. o sayfaya kendimi koyaraq. 1(Melankoliğim) weya benim olmaq isdeğim buu.Farklı olmak ..olabilmek .her zaman bunu isdemişimdir. wee çabalıyorum.Farklı olabilmeq içiin !